EİNSTEİN VE ATOM BOMBASI

Posted on Ağustos 8, 2007. Filed under: Islam, Tarih |

     Evet. Einstein ve Atom Bombası… Çok az buluşun insanlık üzerindeki etkisi; Einstein’in, daha sonra bize barışçıl nükleer enerjinin kapısını açtığı gibi atom bombası ile hidrojen bombasının kapılarını da açan Özel Görelilik Kuramınınki kadar büyük olmuştur.

Bu, atom bombasının doğuşunun öyküsüdür. İşin tamamlanması, Einstein’in 1905’te Berne parklarında dolaşırken kuramın ilk ışıklarını görmesinden 1945’teki New Mexico şafağını paramparça eden patlamaya dek 40 yılı bulmuştur. Özel Görelilik Kuramının bir çok yönü vardır, fakat bizi burada ilgilendiren Einstein’in, Güneşin çekirdeğinde bulunabilecek kadar yüksek ısılarda maddenin nasıl enerjiye dönüşeceğini gösteren ünlü E=mc² denklemidir. Burada, denklemde geçen c saniyede 186.282 mil (yaklaşık 300.000 km) gibi inanılmaz bir hız olan ışığı göstermektedir. Dolayısıyla, çok küçük miktardaki bir maddenin (Uranyumun ya da Plütonyumun) dev miktarda bir enerji açığa çıkaracağı görülecektir.1905’te Einstein’in kendisi bile, insanlığın bunu patlatabileceğine hiç inanmıyordu, ama bu, atom enerjisinin ilkesidir.

Einstein’in en çok okunan biyografi yazarı Peter Michaelmore,1905’te, kuramlarını patronunun kendisine bakmadığı zamanlarda küçük kağıt parçaları üzerinde geliştiren hayalperest bir bilim adamının İsviçre Patent Bürosunda memur olarak çalıştığı Berne’deki havayı çok iyi yakalar;

Einstein’in ‘Annalen de Physik’teki yazısı Berne’deki akademisyenlerin dikkatini çekmişti ama genç bir patent memurunun sözlerini böyle ciddi konularda mutlak doğrular olarak kabul etmek için daha hazır değillerdi. Çalışma sonrası kahvehane tartışmalarında bütün ötekilere karşı Einstein tek başınaydı. Özellikle onun E=mc² biçimindeki basit önermesi üzerinde tartışırlardı.

‘Sen bir yığın kömürde bütün Prusya süvarilerinde olduğundan daha fazla beygir gücü olduğunu söylüyorsun’ diyerek kızgınlıklarını belli ederlerdi. ‘Madem öyle, bu neden şimdiye dek gözlerden kaçtı? ‘

‘İnanılmayacak denli zengin bir insan’ diye karşılık verirdi Einstein, ‘tek kuruş bile harcamaz ya da birine vermezse, hiç kimse onun nasıl zengin olduğunu, hatta hiç parası olup olmadığını bile söyleyemez. Bu konuda da durum aynı. Enerji hiç dışa verilmiyorsa, gözlemlenemez’.

‘Peki, bütün bu saklı enerjinin nasıl serbest kalacağını düşünüyorsun? ‘

‘Bu enerjinin elde edilebileceği konusunda en küçük bir belirti bile yok’ derdi Einstein. ‘Bu atomun istendiği zaman parçalanabileceği anlamına gelirdi. Bunun olanaklı olacağı konusunda hemen hiçbir işaret yok. Atom parçalanmasını, Radyum örneğinde olduğu gibi, yalnız doğada görüyoruz. Radyumun aktivitesi atomun durmadan devam eden patlamalı bozulmasına dayanır.’

Diğerleri enerji denklemini radyum deneylerinden nasıl geliştirdiğini öğrenmek istiyordu. Einstein yıllardır bir laboratuvarda bulunmadığını söyleyerek onları dehşete düşürüyordu.

‘Öyleyse, senin Görelelik Kuramın bütünüyle bir kurgu’ diyorlardı. ‘Snin kafanda kurduğun bir şey. İyi fizikçi, buluşlarını, yeni yeni deneylerle sonuçlarını denetleyerek yapar. Tek yol budur.’

‘Bunlar boş sözler’ derdi 26 yaşındaki devlet memuru Einstein. ‘Fizik gelişmekte olan mantıksal bir düşünce dizgesidir. Onun gelişmesi özgürce yapılan buluşlara bağlıdır.’

Ancak, ardından da Görecelik Kuramının tam anlamıyla kabul edilmeden önce insan tecrübesinin sınamasından geçmesi gerektiğini eklerdi. Gülümserdi. ‘Haklı olduğum konusunda en küçük bir kuşkum bile yok.’

Atomdan, insanın dizgin altına alabileceği bir güç üretebileceği konusundaki kuşkuları uzun sürmedi.1920’ler ile 1930’larda atomla ilgili buluşlarda muazzam bir gelişme oldu. Maddenin içinde hapsolmuş enerjinin açığa çıkması için çok büyük sıcaklıklara gerek olmadığı hemen keşfedildi. Bu, atomları başka atomlarla bombardıman ederek de yapılabilirdi. Lord Rutherford, atomların merkezdeki ağır bir nüvenin, yani çekirdeğin etrafını kuşatan elektronlardan oluşan gevşek bir yapısı olduğunu ortaya koyarak, atom kuramının temellerini atmıştı.1919’da hidrojen atomunu ayırmayı başarıp 1932’de Sir James Chadwick atomları nötron parçacıklarıyla bombardıman ederek bu gelişmeyi daha da ileri götürdü.1938’e gelene dek Otto Hahn ile Lise Meitner nükleer parçalanmanın ya da ‘yarılmanın’ bütün ilkelerini bulmuştu – ne var ki bu,1942’de Enrica Fermi Chicago’da bir duvar tenisi sahasında ilk sürekli parçalanma tepkimesini elde edene dek yapılamadı.

Fakat bütün bu gelişmeler olurken Hitler’İn gücü de giderek artan bir tehdit oluşturmaya başlamıştı. Atom bombası yapmanın olanaklı olduğunu bilen (bir çoğu Nazi Almanya’sından kaçmış) atom fiziği uzmanları, Almanların bu bombayı herkesten önce yapıp büyük bir olasılıkla da kullanmalarından korkmaya başladılar. Savaş başladığı sırada, artık bir Amerikan yurttaşı olan Einstein, gazetecilerden kaçmak için Dr. Moore takma adıyla yarı emeklilik yaşamı sürmekteydi. Meslektaşları özgür ulusların Almanlardan önce bombayı yapması gerektiğini biliyorlardı. Ama yine biliyorlardı ki, bir tek Einstein Amerikan yönetimini gerekli çalışmalara başlama konusunda ikna edecek saygınlığı vardı. İkisi Einstein’ı ziyaret etmek için yola çıktı. Dr. Moore adında birini aradıkları için tabii ki bulamadılar. Fakat yoldan geçen 7 yaşlarında bir çocuğa profesör Einstein’ı tanıyıp tanımadığını sorunca çocuk ‘Elbette tanıyorum’ dedi. Böylece işler yoluna girdi ve iki Macar mülteci fizikçi Eugene Wigner ile Leo Slizard sonunda II. Dünya Savaşı başlamadan iki ay önce bir öğleden sonra Einstein ile buluşup onu başkan Roosvelt’e, Nazii’lerin atom bombası yapma yolunda attıkları olası adımları yakalamak için hemen harekete geçilmesi gerektiğini dikkat çeken bir mektup yazması konusunda ikna ettiler. Nitekim mektup yazıldı ve başkana verildi. Başkan Roosvelt ilk başta ikna olmadı. Danışman Sachs her türlü yolu denedi fakat bir türlü başarılı olamadı. En sonunda Sachs içinde Einstein’ın mektubunda yer aldığı evrak destesini önüne attı ve ‘gereği yapılsın’ dedi.

Bu, Manhattan Projesi adı verilecek iki milyar dolarlık atom bombası yapma projesinin başlangıcı oldu.

Manhattan Projesi 1943’te kararlı bir biçimde başladı. J. Robert Oppenheimer’ın denetiminde çalışan düzinelerce atom fizikçisi,16 Temmuz 1945’te New Mexico Alamadordo’da şafaktan hemen önce patlatılacak bombayı yapmak için çalışmaya başladı.

Lancig Lamant ‘The Day of Trinity’ adlı kitabında dünyayı ebediyen değiştiren patlamayı şöyle anlatır:
‘Alev alev yanan bir jetin içinde yukarı doğru fırlayan iğne başı büyüklüğünde parlak bir ışık karanlığı deldi, ardından korkunç bir beyaz ışık çölü ağarttı. Saatler 05: 24: 45’i gösteriyordu.’

O gözleri karanlık eden anda, Oppenheimer’in aklından kutsal Hindu destanı Bhagavad-Gıta’dan bölümler geçti:
Bin güneşin ışığı
Doldursaydı bir anda bütün göğü,
O Görkemli’nin ihtişamına benzerdi tıpkı…
Dünyaları yıkan
Azrail’im artık ben.
O çan biçimli alevin bir saniyeden daha az bir süre boyunca verdiği ışığın şiddeti yer yüzünde o ana kadar elde edilmiş her hangi bir ışığın şiddetinden daha büyüktü. Başka gezegenlerden de görülmüş olabilirdi. Merkezindeki sıcaklık güneşin çekirdeğindeki sıcaklığın dört katı, yüzeyindeki sıcaklığın ise on katından fazlaydı. Altındaki toprağı göçerten basınç 100 milyar atmosferin üzerindeydi. Yaydığı radyasyon dünyadaki bütün radyumun verdiği radyasyonun bir milyon katına eşitti.

Evet, atom bombası böyle ihtişamlı bir şekilde patlatıldı.

Sonuç olarak; Nazi’ler, bilim adamlarının korktuklarının tersine, asla bombayı yapma aşamasına gelemediler. Savaşın sonucunu etkilemesinin çok zaman alacağına inanan Hitler, projeye başlangıçta duyduğu ilgiyi yitirdi. Hitler’de Alman atom fizikçilerini, ya devlete ihanet ettiklerinden kuşkulandığı ya da onların üzerinde çalışmalarını istediği için tutuklama alışkanlığıyla projeyi etkili bir biçimde baltaladı.

Alamagorda’ daki patlamadan bir ay sonra, yüz bin insanı öldürüp İkinci Dünya Savaşının sonunu getiren iki Amerikan atom bombası Japon kentlerine atıldı. Nükleer silahların neler yapabileceğini gösteren bu korkunç örnekten beri dünyanın güvenli bir yer olduğu tartışılır oldu kibir daha atom bombasını yapabilecek kapasiteyle sahip bir bilim adamının dünyaya gelmesi olanaksız gibi bir şey.

Daha sonra Jacob Bronowski’nin işaret ettiği gibi, bu olanlardan sonra ‘Bilimin Nagazaki’nin kalıntılarından duyacağı şey utançtan başka bir şey değildir’

Make a Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Liked it here?
Why not try sites on the blogroll...

%d blogcu bunu beğendi: